YURTTAŞ ŞİFA MERKEZİ MANİSA


İLAÇSIZ YAŞAM OLURMU

İLAÇSIZ YAŞAM OLURMUİLAÇSIZ YAŞAM OLUR MU?

Doktor tarafında reçetelenmiş ya da kendi başına aldığımız bir sürü ilacımız var. Prospektüslerinden bir şey anlamasak da yan etkilerine uzun vadede maruz kalacağımızı bildiğimiz bu ilaçlar derdimizin tek çaresi mi? Daha az zarar görerek tedavi olamaz, ilaçsız yaşayamaz mıyız? Zaman zaman aklımıza gelen bu soruyu bir kişi uzun süredir yüksek sesle dillendiriyor. Üstelik konuyla ilgili bir de kitabı var: İlaçsız Yaşam! Bir tıp doktoru olan Ümit Aktaş, hem fitoterapi (bitkilerle tedavi) hem de akapunktur uzmanı kimliğiyle görev yapıyor. İnsanoğlunun 200 bin yıl boyunca ilaçsız yaşadığını dile getiren Ümit Aktaş, 'Birçok yan etkisi olan ilaçlar, hastalığı değil belirtileri ortadan kaldırıyor' diyerek bitkisel tedaviyi savunuyor. Ancak bunun aktardan alına bitkiyle mümkün olamayacağının özellikle altını çiziyor. Peki Ümit Aktaş hastalarını nasıl tedavi ediyor? Hastalarını 'kendi imkanlarıyla' yurtdışından ithal ettiği ekstrelerle tedavi eden doktor, 'Türkiye'de gıda takviyeleri adı altında bulunan bitkisel ilaçlar Bakanlık tarafından denetlenmiyor' diyerek bunun olumsuz sonuçlarını çarpıcı örneklerle anlatıyor. İşte Dr. Ümit Aktaş'la yaptığımız söyleşi...
Hiç ilaç kullanmadan sağlıklı yaşanılabilir mi?

Modern yaşamın getirdiklerinden tabi ki faydalanacağız. Ama hiç öyle iddia edildiği gibi 'ilaçsız yaşam mümkün değildir muhakkak ilaç kullanmalıyız' diye bir şey yok. Modern ilaç dediğimiz 'Kimyasal ilaçların en eskisi 100 yılıktır. Bildiğimiz aspirin 110 yıldır piyasada. Daha önce kimyasal ilaçların hiçbiri dünya üzerinde yoktu. Sizin dedeniz de benim dedem de ilaç milaç kullanmadı! İnsanoğlu 200 bin yıl boyunca hiç ilaç kullanmadı. Bütün medeniyetleri ilaçsız gerçekleştirdi. Ne vardı? Bugün hor görülen bitkisel ilaçlar vardı. İnsanoğlu tarih boyunca; akapunktur, hacamat, sülük, masaj gibi doğal tedavileri kullandı. Modern tıbba düşen bu tedavileri inceleyip hangisinin bilime uygun olduğunu, hangisinin olmadığını hangi uygulamanın bugünün bilimi ışığında doğru olduğunu hangisinin olmadığını bulmaktır. Hem bitkilerle tedavi hem, 'ilaçsız yaşamak' diye de bir şey vardır. İnsanoğlu 200 bin yıl boyunca bunu yaptı ayrıca ispata hiç gerek yok. 200 bin yıl içinde bunu kendisi yaşayarak medeniyetler kurarak ispatladı. 

Aktardan alınan bitkiyle tedavi olmaz!

Bitkisel ilaç deyince hepimizin kafasında varolan bir algı var. Aktara gidersiniz aldığınız terkibi uygular iyileşmeye çalışırsınız. Aktarlardaki bitkilerin tedavi etkinliği nedir? Bitkisel tedaviden anlamamız gereken ne?

Bitkisel tedaviden anlamamız gereken aktar tıbbı değildir! Sanıyorlar ki bana geldiklerinde ben onlara şu ottan bu ottan bir reçete yazacağım.Bu reçeteyle aktara gidip otu- kökü kaynatıp tedavi olacaklar. Hayır böyle bir şey yok! Ben bir kere doktorum. Hastama hiçbir zamana böYle bir reçete vermemişimdir. Aktar doktor değil, sağlık konusunda hiçbir eğitimi yok. Verdiği bitki nerede yetişti. Hangi toprak hangi ilkimde... İçinde hangi etken madde var? Doğru toplandı doğru kurutuldu mu? Rafta doğru bekledi mi kaç senedir duruyor, bilmiyorum. Akardan alınan bitkiyle tedavi olmaz.Dünyada doktorlar fitoterapi öğrenirler bunu da fakültede farmakoloji dersi içinde uygular ve öğrenirler. Dünyada doktorlar bunu uygularken Türkiye'deki doktorlar bu konuda hiçbir eğitim almıyorlar. Ve bu konuda tamamen cahil olarak mezun oluyorlar mesleki eğitimde de fitoterpiyi öğrenmiyorlar. Ve doktorluk yaparken de fitoterapiyi hiçbir şekilde kullanmıyorlar. Hasta doktora gidiyor, bitkisel tedavi talep ettiğinde cevap alamıyor üstelik doktordan bir de azar işitiyor. Bitkisel tedavi olur mu diye! Bütün dünyadaki insanlar gibi bizim insanlarımız da bitkisel tedaviyi biliyorlar doktordan bunu almak istiyorlar alamayınca aktara gidiyorlar? Aktar hastalık bilir mi? insan sağlığı bilir mi? Bu sefer insanlar suistimale uğruyorlar. İnterneti açıyorsunuz televizyonu açıyorsunuz bu işi suistimal eden bir sürü insan! Olan hastaya oluyor.Doktorlar da bitkilerle tedavi yoktur lafıyla hastalarını haşlayarak bu suistimal eden sahtekarların kucağına itiyorlar. Bu son derece yanlış, bitkilerle tedavi böyle yapılmaz.

Dünyada nasıl yapılıyor bitkisel tedavi?

Bitkilerle tedavi bütün dünyada yaygın olarak kullanılan bir bilimdir. Her sene binlerce bilimsel yayın çıkar geçen sene tıbbi bilimsel veri bankalarına baktığımızda 20 bin'in üzerinde yayın çıktı dünyada. Ve nasıl yapılır çerçevesi şudur: Bununla ilgili eğitim almış doktorlar bitkilerle tedavi yani fitoterapi ürünlerini tıpkı bir ilaç hazırlar gibi bitkinin içindeki etken maddenin çıkarılarak ilaç formuna getirilerek yani hap damla şurup haline getirerek reçete ederler hastalar da bu ilaçları eczaneden alırlar. Bu ürünler dünyada belli otoriteler tarafından kontrol edilir.Avrupa'dan örnek vereyim size. Bizim kanunlarımız aslında AB'ye paralel gidiyor. Türkiye 1993 yılında AB'nin Fitoteraiyle ilgili yani bitkilerle tedavi ve tamamlayıcı tıpla ilgili mevzuatını kabul etti. Biz AB'nin tamamlayıcı tıp mevzuatını kabul ederken kendi iç mevzuatımızı çıkarmayı da taahhüt ettik. Aradan geçti 21 sene hala mevzuatımız çıkamadı. Konuyla ilgili denetleyici otoritelerimiz oluşmadı. Benin unvanım AB bordlarına göre tamamlayıcı tıp uzmanı olmalı. Çünkü ben bordların gereklerini tamamen yerine getirmiş bir hekimim. Ama Türkiye'de tamamlayıcı tıp uzmanı kadrosu hala yok.

Altyapısı olmayan bir ortamda mı yapıyorsunuz işinizi...

Hayır onu söylemiyorum. Ben her şeyden önce doktorluk yapıyorum. Bedenim tek işim fitoterapi değil. Aynı zamanda akapunktur da uyguluyorum, akapunktur uzmanıyım. Hastam için uygun olan tedavi ne ise unu uyguluyorum. Yaptığımız iş nedir ? Türkiye'de bu tarz ürünler gıda takviyesi olarak üretilir. Gıda takviyelerini hasta tedavi olmak için kullanıyor. Böyle bir amacı, isteği var hastanın. Ve ötesine baktığınızda gıda takviyesi deyip geçmemek gerekir. Bunlar gerçekten tıbbi etkisi olan ürünlerdir. 

Bizde gıda takviyesi diye satılanlar yurtdışındaki ilaç diye satılanların muadili mi?

Hepsi değil işte! Onu anlatmaya çalışıyorum.AB bu işi çok sıkı denetler bununla ilgili otoriteleri vardır ve ilacın ne olduğunu çok iyi analiz eder. Türkiye hala yıla kadar etikete, reklama, ambalaja karıştı, ama ilacın içini açıp ne var diye bakmadı. Bütün problem buradan doğuyor. Bir gıdadır diye düşündü gıda bile olsa analiz etmek gerekir. Yediğiniz sucuğun analiz edilmesini bir vatandaş olarak siz istemiyor musunuz? Ben istiyorum. Aynı şey burada da geçerli. Adam bana bir ürün sattığını düşünüyor. Acaba bu ürünün içinde gerçekten o var mı? Belki kaçak bir madde koyuyor. Örneğin zayıflama için satılan ürünler.Bitkisel ürün kullanacaksınız hiçbir zararı yoktur sizi zayıflatacağız.Bir bakıyorsunuz insanlar kullanıyor ve ölüyor.Niye içine kaçak madde koyuyor simultamin koyuyor.Bakanlık bunu denetlemezse halk sağlığı açısından bu durum bir tehdit oluşturur ve oluşturuyor. Her sene bir sürü insan bundan dolayı ölüyor. İki tane önemli problem: Bir Zayıflama ilaçlari iki cinsel güç artırıcı ilaçlar. İkincisi daha büyük tehlike çünkü adam alıyor...Bitkiseldir zararsızdır güvenli kullanabilirsiniz deniliyor.Adam kalp hastası içine kaçak madde koyuyorlar. Cialisin'in içindeki etken maddeyi Sildelafil'i koyuyorlar. Cialis doktor reçetesiyle satılıyor.Üzerinde yazıyor, aman kalp hastaları kullanmasın. Bitkisel ilacı satan 'kesinlikle zararsız, kullan hiçbir şey olmayacak' diyor. Adam alıyor bunu ölüyor! Utanma belası kimseye söylenmiyor. Bu şekilde bir sürü insanı kaybediyoruz.

Yeterli denetim yok altyapı yok dediniz. Bu ortamda sizin işiniz zor değil mi?

Tabi ki zor. Zaten işin başından zor bir işe girdik biz. Ben eczacılık fakültesinde fitoterapi öğrendim. Bunun masterını, doktorasını yaptım. Dolayısıyla ben aynı zamanda da ilaç üretim teknolojisini de çok iyi biliyorum. Bunun eğitimini de aldım. Yani ben hem tıp doktoruyum hem eczacılıkta yüksek lisans yapmış bir tıp doktoruyum. Dolayısıyla işin iki tarafını da çok iyi biliyorum. Biz ne yapıyoruz. Bir firmamız var. Gerekli bütün izinlere sahip. Kendi ekstrelerimizi yurtdışından kendimiz ithal edip kendimiz gıda takviyesi olarak üretiyoruz. Ama bu öyle zor bir şey ki... Ben doktorum normalde reçete yazmalı işimi bitirmeliyim. Fakat piyasada hastaya yazacağınız kaliteli ürün yoksa nasıl tedavi edeceksiniz hastayı. Mecbur kalıyorsunuz bunu yapmaya yoksa bu doktorun işi değil. Üstelik maliyet olarak doktoru çok zorlayan bir şey bu. Ben bir iş adamı değilim ki ben bir doktorum ne kadar sermaye yatırabilirim bu işe! Ama mecbur kalıyorsunuz çünkü hastalarınızı tedavi edemiyorsunuz. Dünyanın her yerinden en kaliteli ekstreleri bulmak zorunda kalıyoruz. Türkiye'ye getirtiyoruz. Bakanlıktan gerekli izinleri alıyoruz.Üretiyoruz kendi ilaçlarımızı yapıyoruz, yapmak zorundayız. 12 tane ürünümüz var hastalarımıza kullandığımız. Bu şekilde hastalarımızı tedavi ediyoruz. Diğer doktor arkadaşlarım ne yapıyor diyeceksiniz. Toplamda 6 kişiyiz bu arada fitoterapi eğitimi almış. En son bir arkadaşım daha mail attı 7'inci olarak mezun olmuş. Diğerleri ne yapıyor? Bildiğim kadarıyla 3 tanesi fitoterapiyle ilgili bir şey yapmıyor şuanda. Klasik doktorluk yapıyorlar. Arada da eczanede bulunan fitoterapi ürünlerini yazmaya çalışıyorlar. Diğer 3 tanesi de aynı şekilde ne bulabilirlerse eczanede. Hatta kimisi hastasına reçete ediyor bizden alıyor. Bu şekilde çözmeye çalışıyoruz. Ama bunun çok daha ciddi şekilde ele alınması lazım dünyada dev fitoterapi firmaları var.

Hangi ülkeler bu konuda ileri?

Başı çeken Almanya'dır. Almanya'da uygulanan doktorlar tarafından reçete edilen bütün tedavilerin yüzde 67'si fitoterapi ürünleriyle yapılıyor. Fransa'da yüzde 60. Avusturya'da yüzde 60 Japonya'da yüzde 70.

O nedenle Alman papatyasını biliyoruz.

Doğru; çünkü Türkiye'de papatya olarak aktarlarda satılan papatyaların yüzde 90'ı papatya değil. Onlar papatyaya benzeyen çiçekler. Ama Alman papatyası doğal papatya. Aynı şekilde Adaçayı, Türkiye'de bulunan 80 küsur adaçayının hiçbiri tıbbi adaçayı değil. Tıbbi adaçayı apayrı bir şey o da Türkiye'de doğal florada yetişmiyor.Aktarın sattığı adaçaylarının hiçbiri tıbbi adaçayı değil. Adaçayını alt türleri var. 

Tıbbi nane gibi...

Aynen . Tıbbi nane de doğal ortamda bulunmaz bir kültür bitkisidir. Yani sizin pazardan aldığınız nane tıbbi nane değil, su nanesi. Nasıl değişiyor biliyor musunuz? Şöyle izaha edeyim size: Sizin bir bahçeniz var , boğazın kıyısında tıbbi nane yetiştiriyorsunuz. O iklimde, ortamda yetiştiriyorsunuz. Bir de Toroslar'da bir bitki var. İkisinin arasında dağlar kadar fark olacak. Çünkü bitkiler bizim tedavide kullandığımız etken maddeleri insanlara faydalı olsun diye üretmiyorlar. Öyle bir amacı yok bitkinin. Bitkinin tek amacı var. Kendini dış ortam şartlarına karşı korumak. Bu etken maddeleri onun için üretiyor. Yani tedavide kullandığımız maddeler bitkinin kendini korumak için ürettiği maddeler.Onun için bir iklim ne kadar sertse içindeki etken madde o kadar kuvvetli oluyor.

Şöyle özetleyebilir miyiz? Siz yurtdışı bağlantılı 
çalışıyorsunuz kullandığınız ilaçlar herhangi bir sakıncası olmayan ve tedavi etkinliği yüksek ilaçlar.

Şöyle toparlayalım. Bitkilerle tedavi hiçbir zaman aktarlardan alınan otun kaynatılmasıyla yapılmaz. Bu doğru değildir. Bitkilerle tedavi bu iş eczacılık teknolojisiyle üretilmiş ürünlerin kullanılmasıyla yapılır. Bunlar bütün Avrupa'da fitoterapi ürünü olarak adlandırılır. Türkiye'de ise gıda takviyesi olarak adlandırılır. Mevzuatta böyledir çünkü. Öte yandan bu fitoterapi ürünlerinin de kendi içinde alt kademeleri vardır. Örneğin sadece şu gördüğünüz zerdeçal gibi gıda takviyesi olanı vardır bunun farmasotik olanı vardır, ilaç haline getirilmiş olanı vardır.Türkiye'de ilaç haline getirilmiş ürün yapmak çok zor. Sağlık bakanlığına dosya vereceksiniz yüz binlerce lira para harcayacaksınız her bir ürün için yıllarca bekleyeceksiniz. O ancak büyük ilaç tröstlerinin yapabileceği bir şey. Ginko Bloba çok yaygındır ve pazarı çok büyüktür.Çok para kazanılır o işten. Ginko bloba bitkisini ekstre haline getiren en önemli firma Alman firmasıdır bu firmanın tarımını yaptığı yer Kaliforniya. Orada tarım yapıyorlar Amerikalılar'a vermemek için yapraklarını toplayıp Almanya'ya gönderiyorlar. Almanya'da ekstre ediyorlar. Hangi ilacı yapıyorlar biliyor musunuz? Tebokan'ı . Yani Ginko Bloba'nın ilacı Tebokan'ı. Bu ilacı Türkiye'de de bulmak mümkün.Müthiş de bir satış rakkamı vardır. Bunun gibi at kestanesi hapı olarak ilacı formuna getirilmiş. Bunların hepsi aslında Avrupa'da üretilmiş ürünlerdir. Türkiye'ye sadece lisansını alıp geliyorlar. 

Zerdeçalın ilacı var mı?

Zerdeçalın gıda takviyesi var. İlacı yok. Dünya'da da çalışmalar var. En çok zerdeçal üzerine Amerikalılar çalışıyor. MD Anderson çalışıyor. Amerikalılar'ın en önemli kanser merkezidir. Zerdeçalla ilgili en çok onlardan yayın çıkıyor.


"Bugünkü tıp kimyasal tıptır, modern tıp falan değildir"

Biz bu konuda ne durumdayız?

Bizde dünyadakinin tersi bir durum var. Türkiye'deki üniversitelere bakıyorsunuz, sanki böyle bir şey yokmuş gibi davranıyorlar ama dünya öyle değil! Bugünkü tıp kimyasal tıptır modern tıp falan değildir.Bugünkü tıbbın kökenleri kimyasal ilaçlara dayanır. Daha da ileri gideyim bugünkü tıp tıp bilimi değildir! İlaç bilimidir. Bugünkü tıp sadece ilaç çalışmaları yapar. Dünyada yapılan bütün çalışmaların yüzde 90 dan fazlasını ilaç bilimi finanse eder! Dünyada yazılan tedavi textbooklarının yine yüzde 90'ından fazlasını yazan bilim adamları direkt ilaç firmasının kadrolu, maaşlı elemanlarıdır. Daha doktor yetişirken eğitimine müdahale ederler çünkü doktoru yetiştiren hocaların hepsi ilaç firmasıyla para ilişkisi içinde olan onlara konferans, danışmanlık veren hocalardır. Daha tıp fakültesinde doktorun beyni ilaç firmasının istediği bilgilerle dolar. Ve sonrasında da doktor sorgulamıyorsa bunu niye böyle yapıyorum diye o olay öylece sürer gider. Tıp biliminin ana kaygısı ilaç üretmek olmamalıdır. Tıp biliminin ana kaygısı hastalığı tedavi etmek olmalıdır.Tıp gelişiyor diyoruz tıbbın nesi gelişiyor Allah aşkına! Ben iddia ediyorum tıp gelişmedi ilaç bilimi gelişti. Biyo medikal dediğimiz tıbbi mühendislik gelişti. Başka bir şey gelişmedi. Ne gelişti. Emar, tomografiyi, güzel cerrahi cihazları, icât ettik. Tamamen doktorun işini, teşhisi kolaylaştırdık. diğer tarafta ilaç bilimi gelişti binlerce ilaç var piyasada, insanlara ömür boyu ilaç kullandırtıyoruz. Tıp bilimi gelişip de ne yaptı hangi hastalığı tedavi etti? Sağırlığa mı, körlüğe mi çare buldu? Protez mi yapıyor? Hayır protez doktorun eseri değildir mühendislik eseridir. Çok söylenen bir yalan ise insan ömrünü iki kat uzattık. Nasıl uzattınız iki kat? İstatistiğe 0-1 yaş bebek ölümlerini katarsanız, uzattınız! 0-1 yaş bebek ölümleri düzeldi. Niye düzeldi ? Sağlıklı içme suyu, sağlıklı hastane koşulları,personel sayısının, tıbbi imkanların artması sebebiyle düzeldi.İnsanların doktora ve hastaneye daha kolay ulaşması kanalizasyon yapılması, ebe kontrolünde doğum yapılması, bebeklerin daha normal beslenmesi. Aşıların, antibiyotiğin icadı enfeksiyonların tedavisi sayesinde 0-1 yaş bebek ölümleri düzeldi . Eğer siz istatistikten 0-1 yaş bebek ölümlerini çıkarırsanız son yüz yıl içinde insan ömrü sadece 3 yıl uzadı. İki katına falan çıkmadı. Bunca emek bunca çaba sadece 3 yıl için mi? Kaldı ki neye göre 3 sene, neyle kıyaslayacaksın!

Antibiyotik konusu da bir muamma galiba...

Çok önemli bir şey söyleyeyim size; bundan 10- 15 sene öncesine kadar antibiyotiklerin kalp yan etkilerine yol açtığına dair bir şüphe taşımıyorduk. Son 15 sene içinde çıkan yayınlarda görüldü ki; piyasada çok sayıda satılan antibiyotikler, ani kalp ölümlerine yol açıyormuş! Az bir oran değilmiş. Acaba kaç hasta öldü? Rakam veriyor FDA uyarı yayınlıyor. Ne yapıyor biliyor musunuz? FDA' de büyük yalan söyleyen başka bir kurum. Geçen sene Mart ayında çok kullanılan azitromisin etken maddesine sahip antibiyatikle igili uyarı yayınladı. Diyor ki bu antibiyotiği kullanırsanız dikkat edin çükü ani kalp ölümlerine yol açıyor. Ritim bozukluğu yapıyor. Nasıl dikkat edebilirim Allah aşkına! Nasıl bileceğim hasta bu yan etkiye maruz kalacak mı kalmayacak mı? Bunun ön işareti var mı? Yok! Tek dikkat yolu var benim hastama bir daha azitromisin yazmam! Bu uyarıyı yapan EDA'in ilacı piyasadan çekmesi gerekmiyor mu? Niye çekmiyor? Uyarmak ne demek! Amerika'da 40 milyon reçetelenmiş bu ilaç 2011 yılında.
 
                Star Gazetesinde Ümit Aktas ile yapılan röportaj