YURTTAŞ ŞİFA MERKEZİ MANİSA

FİTOTERAPİ

FİTOTERAPİFitoterapi Nedir?
 
Fitoterapi kelime anlamıyla bitkisel tedavi olarak geçmektedir. Fitoterapinin geçmişi yüzlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Ülkemizde yeni bir tedavi şekli gibi anlaşılan bu yöntem asırlardan beri yaygın olarak kullanılmaktadır. Avrupa Farmakopları'nda "Fitoterapik Droglar" geniş yer kaplamaktadır.
 
Bitkilerle Tedavi Tarihi
 
Mezopatamya'ya göre daha fazla gelişen Mısır Medeniyeti ve tıbbı hakkındaki bilgileri, arkeolojik kazılardan çıkan çeşitli buluntulardan, büyük bir kısmı reçeteler içeren tıbbi papirüslerden öğrenebilmekteyiz. M.Ö. 1600 yıllarında yazılmış 'Edwin Smith Cerrahi Papirüsü', bilinen bütün tıbbi papirüsler arasında en bilimsel olanıdır. Bu papirüslerden elde ettiğimiz reçetelerde abnotu, askasya, anason, ardıç, centiyane, haşhaş, hurma, mersin, pelinotu, safran, sarısabır, soğan, sarımsak gibi bitkilerin adları geçmektedir.
 
M.Ö. 2500 - 1200 yıllarında Anadolu'da hüküm süren Hitit uygarlığının tedavi uygulamaları, Anadolu'daki yerli halkların yanısıra Mezopatamya ve Mısır uygarlıklarına dayanıyordu. Hitilerin tedavide kullandıkları bitkiler hakkındaki bilgilerimizi, başşehirleri Hattuşaş; bugünkü Boğazkale'deki (Çorum) 22 Boğazköy tabletine borçluyuz.
 
Modern Tıbbın babası kabul edilen Hipokrat (M.Ö. 460 - 375) akla ve deneye yer veren bir tıp anlayışını ortaya koyarak hastalıkların doğaüstü güçlerle ilgili olmadığını ve vücut sıvılarının dengesizliğinden kaynaklandığını, fizyoloji, psikoloji ve anatominin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini söylemiştir.
 
Osmanlı döneminde de tedavi alanında Hipokrat, Dioscorides, Galenos, İbn-i Sina ve İbn-i Baytar gibi ünlü hekimlerin eserlerinin Arapça veya Türkçe çevirilerinden yararlanılmıştır. Osmanlı Hekimler, 14. Yüzyıl sonlarından itibaren bu kaynaklardan yararlanarak Türkçe eserler meydana getirmişler ve daha önce de sözü edildiği gibi bu Türkçe eserlerde Anadolu halkının bitkisel droglar hakkındaki bilgilerinin ana kaynağını oluşturmuştur.
 
Bildiğimiz ilk Türkçe çeviri tıp eseri, 1347'de "Müfredat-ı İbn Baytar Tercümesi", İlk Türkçe eser ise 1389'da Geredeli İshak Bin Murad tarafından yazılan "Edviye-i Müfrede" 'dir. Edviye-i Müfrede, Osmanlı beyliğinin bilinen ilk tıp kitabıdır.
 
 Tarih boyunca hastalıkların tedavisinde, doğal kaynaklı tedavi ürünleri doktorların başlıca desteği olmuştur. İlaç teknolojisinin 19. yy.ın sonundan itibaren baş döndürücü bir hızla gelişmesi bitkisel ürünlerin ikinci plana atılmasına sebep olmuşsa da, bitkilerin hastalık tedavilerindeki rolü, yadsınamayacak bir gerçektir. Bugün bile, yaygın olarak reçete edilen binlerce ilacın neredeyse yarısı bitkisel kaynaklıdır veya bitkilerden elde edilen maddelerin kimyasal taklitleridir.
 
Yapılan çalışmalar, bitkisel ürünlerin dünyada ne kadar yaygın olarak kullanıldığını göstermektedir. ABD’de yılda 600 milyon kişi, tedavi desteği almak için Tamamlayıcı Tıp Uzmanı olan hekimlere başvuruyor. 18 yaş üstü toplumun %60’ı yılda en az bir kez bitkisel tedavi ürünü kullanıyor. Almanya’da tedavilerin %66’sında doktorlar hastalarına bitkisel ürünler veriyorlar. Japonya’da bu oran %70’leri buluyor. Bu bitkisel tedavileri, bizzat doktorlar hastalarına öneriyor.
 
Bugün gelişmiş ülkelerde özellikle son yıllarda 'tamamlayıcı' tıbba yöneliş vardır. Artık insanlar stresten ve hava kirliliğinden korunmak, tedavide de bağışıklık sistemi ile uyumlu bitkisel ilaçları kullanmak istemektedirler. Diğer taraftan bitkisel tedavide kullanılan maddeler, doğada olan doğal maddelerdir ve insana yabancı değildir.
 
   Ülkemizde hekimlerin tepkisel yaklaşımları ve hiç de bilimsel olmayan bir davranışla Fitoterapi uygulamalarını kökten reddetmeleri, bitkisel ürünlerin doktor olmayan, kar beklentisinden başka hiçbir amaçları bulunmayan, insan hayatı konusunda en ufak bir sorumluluk dahi taşımayan bir takım insanlar tarafından kötüye kullanmasına sebep oluyor.
 
Doğru olan yaklaşım, Fitoterapi konusunda hekimlerin eğitim alması ve bitkisel ürünlerin hekimler tarafından, bilimsel anlamda doğru şekilde uygulanarak hastalıkların tedavi edilmesidir. Ancak hekimlerin eğitimiyle ülkemizde bugün bitkisel ürünler konusunda yaşanan kafa karışıklığına çözüm bulunabilir.
 
Türkiye’de Bitkilerle Tedavi
 
Anadolu’nun zengin tarihi boyunca, halk tıbbı son derece zenginleşmiş ve dünyada nadir bulunan zengin bitki örtüsü halk ilaçlarında kullanılmıştır. Binlerce denemeler sonucu elde edilen faydalı bitkiler önce dilden dile sonra yazılı olarak nesilden nesile aktarılmış ve büyük bir birikim oluşmuştur. Bu birikimden yararlanmak aklın ve ilmin gereğidir.
 
Türkiye'de bitkisel tedavi denilince akla öncelikle aktarların geldiği malumunuzdur. Bitkisel tedaviler uzman kişi ve kuruluşlar tarafından yapılması gereken ciddi bir tedavi şeklidir. Bilinçsiz bitkisel ürünlerin kullanılması fayda yerine zarar getirebilir. Bu nedenle ürünler hekim kontrolünde ve bu işe ehil olan eczacılar ve sağlık kuruluşları tarafından, uygun şartlarda hazırlanması gerekmektedir.
 
Fitoteride Etki Mekanizması
 
Tedavide kullanılan bitkisel ürünler daha çok bozulmuş dengeyi düzeltme ve vücutta biriken toksinlerin atılmasını sağlama şeklinde etki göstermektedir. Bitkilerle ve doğru seçilmiş besinlerle bedenimizdeki bozulmuş dengeleri düzelterek daha sağlıklı olmak mümkündür.
 
 Bitkisel ilaçlar, tüm hastalıklar için çare değildir. Sağlıklı bir yaşam tarzı ve dengeli beslenmenin yerine konabilecek başka bir şey yoktur. Hastalıkları oluşmadan önce engellemek, koruyucu tedbirleri uygulamak esas olmalıdır.
 
Bezmialem Vakıf Üniversitesi bünyesinde bulunan Türkiye’nin YÖK onaylı ilk fitoterapi merkezi olan “Bezmialem Fitoterapi Eğitim Araştırma Uygulama Merkezi”nin açılış töreni 14.09.2015 tarihinde Cumhurbaşkanımızın eşi Sayın Emine Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleşti. Bu açılışı ve çalışmaları ülkemizde fitoterapinin gelişmesi için önemli bir dönüm noktası olarak görüyoruz.
 
Bu çalışmalar ışığında ümit ediyoruz ki, gelecekte ülkemiz kendi hastasının ilacını kendi üretecek ve tüm dünyaya şifa kaynağı olacaktır.