YURTTAŞ ŞİFA MERKEZİ MANİSA

OTIZM

OTIZMOtizm sabır ve azimle yola devam etmeyi gerektiren karmaşık bir hastalıktır
“Otizm genetik bir hastalık, tedavisi yok” denilerek  ailelerin ümitsizliğe sevk edildiği önemli bir durum ile karşı karşıyayız. Klasik psikiyatrlar ve nörologlar otizmli çocuklara tedavi özelliği olmayan ilaçlar veriyor. Bir de “Çocuk eğitime gitsin, gelişirse gelişir yoksa başka bir tedavisi yok” diye insanların ellerindeki imkanların bittiğini ima ederek vazgeçmelerine neden olmaktadır.
Oysa ki, biyomedikal tedavi ile yüzde yüz tedavi olan çocuklar var, sayıları da az değil.
Otizmin nedenleri konusunda bilmeniz gerekenler

Otizmin nedenlerine bakıyoruz. Otizm aslında bir bağırsak hastalığı! Bu çocuklarda kabızlık gibi mide-bağırsak sorunları çok fazla ve bu sorunları sindirimi bozuyor. Sindirim bozulunca vücudumuzun ihtiyaç duyduğu vitaminler, mineraller, amino asitler vb. yeteri kadar emilemezken, toksinler gibi emilmemesi gerekenler de fazlaca emilebiliyor. Bu da vücutta başka sorunların ortaya çıkmasına neden oluyor. Eskiden ‘aile ilgisiz ve iletişimi eksik olduğu için çocuk otizmli oluyor’ algısı vardı. Bu çok yanlış bir bilgidir. 
“Süt ve glutenli ürünler otizmli çocukları morfin gibi uyuşturuyor”

Otizm hastalarının bağırsakları bozuk olduğu için süt proteini olan kazein ve buğday proteini olan gluten tam olarak sindirilemiyor ve bağımlılık yapıyor. Aslında süt ve süt ürünleri ile glutenli ürünler morfin etkisi göstererek bu çocukları uyuşturuyor. Bu nedenle bu çocuklarda ağrı hissi son derece az. Mesela düşüyorlar, başka çocuk olsa bağırır, bu çocukların sesi çıkmıyor.









 Diyetlerinden süt ürünlerini ve glutenli ürünleri çıkarınca ne oluyor? 

İlk olarak uyuşturucu bağımlısıymış gibi o ürünleri istiyorlar. Ancak zamanla algılamaları gelişiyor, konuşmalarında artış oluyor. Her çocukta aynı derecede gelişim göremesek de otizmli çocukların dörtte üçünde kazeinin ve glutenin diyetlerinden çıkarılması çok başarılı sonuçlar veriyor. Özellikle bu ürünleri aşırı seven ve ağrı hissi düşük çocuklarda bu yöntem başarılı oluyor.
 Ailesi çocuğunun otizmli olduğunu hemen anlayabilir mi?

Aileler çocuklarını duyma problemi şüphesiyle doktora götürüyor. Çünkü çocuklar dışarıdan gelen etkilere tepki vermiyor. Bazen de anneler anlamasına rağmen bir süre çocuklarının otizmli olduğunu kabul etmiyor. “Her çocuk aynı olmaz, benimki de böyle” diyor. Ama bu tedavide vakit kaybettiriyor.
Otistik olguların çoğu erken bebeklik çağında tümüyle normal bir gelişme vardır. Belli bir süre (genellikle 6 ay-18 ay) geçtikten sonra hastalık belirtileri ortaya çıkmaya başlamakta. Otizmin bu sık görülen şekline regresif otizm deniyor. Bu ebeveyn için yıkıcı bir durum, sapasağlam çocukları, yavaş yavaş geriliyorlar ve normal davranışlarını sergilemiyorlar. Otistik çocukta çok fazla sayıda klinik belirti tespit edilebiliyor. Tabii bunların hepsinin aynı çocukta olması şart değil.
Birçok otistik, çocuk bir başka kişi ya da ebeveynleri kendisine seslendiklerinde hiç tepki vermiyor. Bu durum çocukta sanki bir işitme problemi olduğu düşüncesini akla getiriyor. Bu yüzden birçok hekim diğer araştırmalara girmeden önce çocuğa işitme testleri yapılmasını istiyor. Halbuki iyi bir sorgulama yapıldığında çocuğun bazı seslere tepki verdiği anlaşılır. Örneğin televizyonda bir reklam sesini duyduğunda çocuk hemen televizyon odasına doğru koşar. Hatta motor sesi, kedi miyavlaması ya da köpek havlaması gibi bazı seslere şiddetli tepki gösterirler. Kulaklarını kapatırlar.
Otistik çocukların çoğu bazı görsel uyaranlara karşı da yeterli tepkiyi veriyorlar. Örneğin ebeveynleri ya da bir başka kişinin yüzüne ya da çevrelerindeki birçok nesneye bakmıyorlar ya da kısa süre bakıyorlar. Yani göz temasından kaçıyorlar. Buna karşılık hareket eden, dönen ya da parlak olan bazı nesnelere uzun uzun bakıyorlar.
 Birçok otistik çocuk acıdan, sıcaktan ve soğuktan fazla etkilenmiyor. Bu nedenle yanabiliyorlar ve yara-bere içinde kalabiliyorlar. Bunun temel nedeni otistik çocuklarda buğday (glüten) ve süt (kazein) proteinlerinin yeteri kadar sindirilemeden kana geçmesi. Bu sindirilmemiş proteinler vücutta morfin etkisi yapıyor. Anlayacağınız çocuk küçük çapta kronik bir morfin zehirlenmesi ile karşı karşıya kalıyor.  Bu nedenle çoğunda tehlike ve korku duygusu yok. Örneğin, korkusuzca trafiğe çıkabiliyor, ateşle oynayabiliyorlar. Bu nedenle çocukların sürekli gözetim altında tutulması ve boş bırakılmaması gerekiyor.
Otistik çocuklar kapı açma, kapı kapama, dans etme ve yüzme gibi kaba motor becerileri, sayfa çevirme, delikten ip geçirme, kağıt kesme gibi ince motor becerileri yapamamakta ya da gecikerek yapmaktalar.
Otistik çocuklar ellerini, kollarını ve bacaklarını da farklı şekilde kullanıyorlar. Örneğin parmak uçlarında yürüyorlar; Mevlevi ayinlerinde olduğu gibi kendi etrafında dönüyorlar; ellerini çırpıyorlar. Bu davranışların çoğu beyindeki azalan kan akımını artırmaya yönelik.
Fiziksel temastan aşırı derecede rahatsız oluyorlar, çevrelerindekiler ile ilişki kurmaktan kaçınıyorlar,  kendi iç dünyalarında yaşıyorlar. Bütün içine kapanıklıklarına rağmen otistik çocukların büyük bir çoğunluğu çok hareketli, yani hiperaktif.
Kucağa alınmak istemiyor, kendilerini sevdirmiyorlar. Bazı sesleri işittikleri çok net olmasına rağmen en yakınlarının seslerine bile herhangi bir tepki vermiyorlar. Ebeveynlerin bütün gayretlerine rağmen klasik anne-çocuk, baba-çocuk ilişkisi yeteri kadar kurulamıyor.
Otistik çocuklar zamanlarının çoğunu tek başına oynayarak geçiriyorlar; ortak oyunlara katılmıyorlar. Onlar kendi dünyalarında yaşıyor ve rahatsız edilmek istemiyorlar.
Normal bir çocuk 9-10 aylıkken anne baba, dede gibi 3-5 sözcüğü konuşabilir. Hatta daha önceki aylarda konuşma gayretleri, “agulamalar, babıldamalar” vardır. Otistik çocuklarda ilk dikkati çeken bulguların başında bebeğin zamanında konuşmaya başlamamasıdır. Otistik çocukların %80-90’ının erkek olması ve toplumda ‘erkek çocuk geç konuşur’ gibi bir inancın yaygın olması bebeklerin hekime geç götürülmesine neden oluyor. İşin ilginci birçok hekim, aile tarafından uyarılmasına rağmen bu durumu önemsemiyor.
Azımsanmayacak kadar önemli bir grup otistik çocuk ise başlangıçta biraz gecikerek ya da normal süresinde konuşmaya başlasalar da ‘Su ver’, ‘baba gel’ gibi basit cümleleri ise neredeyse hiç kuramazlar. Karşılıklı küçük diyaloglar yapamazlar. Öğrendikleri kelimelerin çoğunu, hatta tamamını unutabiliyorlar. Bu durumun saptanması ile ebeveynler artık çocuklarında ciddi bir sorun olduğuna tereddütsüz bir şekilde kani oluyorlar.

Biraz konuşabilen otistikler bile çoğu kez düzgün ve anlamlı konuşmuyorlar. Bazıları karşısındakilerin kendisine söyledikleri kelimeleri papağan gibi sürekli olarak tekrarlarlar. Buna yankı (eko) kelimesine atfen ekolali deniyor. Otistik çocuklar radyodan, televizyondan ya da çevresindeki bir kişiden duydukları ya da kendi uydurdukları kelimeleri durup dururken ve bağlam dışı olarak sürekli tekrarlıyorlar. Otistik çocuklar konuşmadıkları ya da konuşmakta zorluk çektiklerinden dolayı isteklerine ulaşmak için çevresindeki kişilerin elinden tutarak istedikleri şeyi işaret ediyorlar.
Bazı otistik çocuklar çok agresif ve saldırgan oluyorlar. Kendilerine, ev halkına zarar verebiliyorlar. Çoğu kez bu saldırganlıkları hafifletmek için ilaç kullanılmak zorunda kalınır.
Otistik çocuklar sürekli olarak görmeye ve yapmaya alıştıkları şeylerin değiştirilmesine aşırı bir tepki gösteriyorlar (basmakalıplık). Mesela evdeki eşyaların yerleri değiştirilmesini istemiyorlar, hep aynı giysiyi giymek istiyorlar. Belli etkinlikleri her zaman belli bir sırayla yapıyorlar. Örneğin önce televizyonu açıp sonra yemek yemek ve sonra oyuncakları ile oynamak gibi. Bunların sıralamasında en ufak bir değişiklik olursa sinir krizine giriyorlar.
Otistik çocuklar bazı nesnelere takıntı derecesinde bağlıdırlar. Meşrubat kutuları, plastik şişeler, sigara tablaları, kalemler gibi. Sevdikleri nesneler kaybolursa bulunana kadar aşırı huysuzlaşırlar.
Bazı otistik çocuklar sürekli tekerlek gibi yuvarlak şeyleri döndürmek isterler, ya da bakmaya doyamazlar. Otistik çocukların çoğu suyla oynamayı ve otomobille dolaşmayı çok severler.
Otistik çocukların %80’ninde süte ve/veya unlu gıdalara aşırı düşkünlük vardır. Bu düşkünlüğün nedeni bunların tam sindirilemeden kana geçen morfin bileşikleri içermeleridir. Yani gerçek anlamda uyuşturucu bağımlılığı var.
Birçok otistik çocukta mide bağırsak sorunları var. Kabızlık, gece uykudan uyandıran sancılanmalar, pis kokulu ve yağlı dışkılamalar ve gaz çıkartma sık.
Otistik çocukların çoğu kalem, silgi ya da küçük bir ip parçası gibi nesneleri elinden bırakmazlar (nesne takıntıları).
Birçok otistik çocuk başını sallarlar ve sık sık uyanırlar. Bu davranış bozuklukları muhtemelen ağıya karşı verdikleri cevaptır.
 Tedavinin en başarılı olduğu yaş aralığı nedir?

Doktora ne kadar erken getirirlerse o kadar iyi. 1-5yaş aralığına biz tedavinin altın çağı diyoruz. Ama her yaşta ilerleme daha az da olsa olabiliyor.
Bu nedenle kaç yaşında olursa olsun çocuklarınızı doktora götürün. Bazı doktorlar “Bekle gör, bu erkek çocuk  geç konuşur” diyebiliyor. O doktorları kesinlikle dinlemeyin.
Tedavi için altın fırsat penceresi genellikle 1 ile 5 yaş arası. Bu yaşlardan sonra biyomedikal ve davranış tedavilerinden elde edilen başarı oranı azalmakta.  Tabii ki bu durum daha büyük çocukların tedaviden hiç yararlanamayacağı anlamına gelmiyor. Her otizm hastası biyomedikal tedavilerden değişken olsa da yararlanabilir. Asla çok geç değildir.









 Otizm genetik bir hastalık mı?

Otizm genetik bir hastalık değil. Genetik hastalıklar akraba evliliklerinin çok olduğu coğrafyalarda daha sık görülür. Otizmde böyle bir sıçrama yok.

Otizmde bir artış var mı?

Otizm önü alınamayan salgın bir hastalık gibi hızla yayılıyor. Amerika’da yayımlanan Ulusal Sağlık İstatistik Raporu’na göre 2007’de her 86 kişiden biri otizm hastasıydı, oran 2012 yılında her 50 kişiden biri haline geldi. Amerika’da yapılan son araştırmalar ise her 38 kişiden birinde otizm
sorunu olduğunu gösteriyor.
Otizm, kişinin dil, sosyal ve iletişim becerilerini bozan gelişimsel bir hastalık tablosu ve son yıllarda bir salgın gibi artmaya başladı.
 Bu artış neden kaynaklanıyor?

Antibiyotik kullanımının artması, cıva-alüminyum gibi metalleri içeren, çoklu virüs aşıların kullanılması, artan sezaryen doğumları, sebze ve meyvelerdeki vitamin ve mineral içeriğinin düşmesi, ağır metal, ilaç ve toksinlere fazla maruz kalmamız.
Otizmin artmasında başlıca etkenleri şöyle sıralayabiliriz:
1. Antibiyotik kullanılmasının artması
2. Ağır metal içeren aşıların ve çoklu virus aşılarının (Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak-MMR gibi) kullanılmasındaki artış.
3. Ekilebilir toprakların fakirleşerek sebze ve meyvelerdeki vitamin ve mineral içeriğinin düşmesi.
4. Omega-3 tüketiminin azalması
5. Ağır metal, ilaç ve toksinlere fazla maruz kalınması.
Otizmin artması antibiyotik kullanılmaya başladıktan sonraki zamanla çakışmakta. 1950 yılında ABD’de 200 ton olan antibiyotik tüketimi 1990’da 20000 tona çıkmış, yani yaklaşık 100 kat artmış.
 Gerçekten de 1980’li yıllardan itibaren yüzlerce araştırmaya göre otizm denilince genetik alt yapısı olan, enfeksiyonlar, toksik kimyasallar, hipoksemi ve gıdalardaki protein ve peptitlerle tetiklenen ve yaygın gelişimsel bozukluğa yol açan nöroimmün bir klinik hastalık tablosu anlaşılmaya başlandı.
 1988 yılında Edelson ve Cantor 56 otistik çocuğu inceleyip, 56’sında da ağır metal yükü saptadılar.  Araştırıcıların elde ettiği sonuçlara göre bu 56 çocuğun 55’inde karaciğer detoksifikasyon (zehirden arındırma)  sisteminin iyi çalışmıyordu, 53’ünde de bir ya da daha fazla ağır metal dışı toksik kimyasal madde yükü vardı.  Bu toksinlerin başlıcaları böcek ilaçları, tarım ilaçları, dezenfektan gazlar, antibiyotikler, deodoranlar ve çok sayıda aromatik ve alifatik solventler.
Bu kimyasal toksinlerin dışında keneler  (lyme hastalığı), klostridyum bakterileri ve kandida mantarları (pamukcuk) gibi organizmaların salgıladıkları toksinler de otizm tablosunu oluşturabiliyorlar.
Genetik olarak zaten yavaş çalışan biyokimyasal reaksiyonların enzimleri, dışarıdan alınan toksinlerin hasarına da uğrar. Bu enzimlerin koenzimleri (yardımcıları) olan vitaminler (C vit, B kompleks vit. vb) ve minerallerin (Çinko, selenyum, magnezyum vb) yetersizliği de zaten yavaşlamış olan biyokimyasal reaksiyonları tümüyle yavaşlatır. Böylece kısır bir döngüye girilmiş oluyor.
Türkiye’de yapılan çalışmalarda yüzlerce çocukta ağır metal testi yapılmış ve hastaların tümüne yakın bölümünde ağır bir metal zehirlenmesi saptanmıştır. Tespitlerimize göre Ülkemizde en çok kurşun zehirlenmesi görülmekte, onu cıva zehirlenmesi takip etmektedir; arsenik, kadmiyum, alüminyum ve uranyum zehirlenmeleri ise daha az görülmektedir. 
 Maalesef bu toksinlerin bazıları devamlı soluk alıp verdiğimiz evlerimizin havasında badanasında, panjurunda, halısında, mobilyasında, elektronik eşyalarında; giysilerde, yiyeceklerde ve hatta oyuncaklarda mevcut. Bu toksinler başta çocuklar olmak üzere bütün ev halkının davranış, algılama, bilişim ve motor fonksiyonlarında değişik şiddetlerde bozukluklara neden olmakta. Yaş ne kadar küçük ve beyin ne kadar az olgun ise zarar da o oranda artmakta.
İşin kötüsü bu toksinler kişinin detoksifikasyon yeteneği ile ilişkili olarak çok düşük düzeylerde bile etkili olabilmekte. Yani genetik olarak detoksifikasyon yeteneği iyi olmayan kişiler çok düşük düzeyde toksinlerden bile etkilenebilmekte. Detoksifikasyon işlevleri iyi çalışan ve yeterli doğal gıda alanlar ise toksinlerden fazla etkilenmemekteler.
Ayrıca bu toksinler vücudumuzdaki diğer reaksiyonları katalizleyen enzimler gibi detoksifikasyon işlemini hızlandıran enzimlerin fonksiyonlarını da bozarak sorunu daha da ağırlaştırmaktalar.  Rafine ve doğal olmayan gıdaların vitamin ve minerallerden fakir olması zaten yavaşlamış olan detoksifikasyon reaksiyonlarını daha da tembelleştirmekte.
Hepimiz hemen her kaynaktan çeşitli şekillerde ve miktarlarda toksik maddeleri alıyoruz, ama ancak sağlıklı ve yeterli bir metabolizmaya sahipsek bunları temizleyebiliyoruz. İşte otizm yelpazesindeki hastalıklarda çocuklar bunu yeterince gerçekleştiremediklerinden, aldıkları toksinler vücutlarından atılamadığından, özellikle yağdan zengin dokularda birikmekte. Beyin de yağ bakımından en zengin organlar arasında. Böylece beyinde biriken toksik maddeler çeşitli düzeylerde hasarlar oluşturmakta.
İnsanlar çevresel zararlıya (ağır metal, böcek ilacı, antibiyotik, enfeksiyon vb) maruz kaldıklarında vücutlarına çalışan detoksifikasyon (zehirden kurtulma) mekanizmaları ile bunları temizlemeye çalışıyor. Detoksifikasyon mekanizmaları genetik olarak belirleniyor ve kişiden kişiye değişiyor. Bu değişkenlik gen polimorfizmlerinin sayısı ve bozukluğun derecesi ile ilişkili.
Otizm hastalığının mekanizması biliniyor mu?

Otizmin başta gelen nedenleri ağır metaller, antibiyotikler ve kimyasal toksik maddelerdir. Diğer nedenler arasında enfeksiyonlar (Kızamık, HHV6, CMV, Streptococcus, Clostridia, Borrelia, Candida) ve beyin kan akımında azalmaya neden olan hastalıklar gelmekte. Genetik yatkınlıkları (tek-gen polimorfizmleri) nedeni ile bu toksinler ve enfeksiyonlar ile yeterince baş edemeyen çocuklarda bir dizi birbirine bağlı mekanizmaların etkisi ile otizm tablosu oluşuyor. Bağırsak sıvılarının ve enzimlerinin azalmakta, sindirim bozulduğu için besinle alınan proteinler yeteri kadar paçalanmadan (polipeptit) kana geçiyor. Bu sindirilmemiş polipeptitler dokularda ve beyinde morfin etkisi gösteriyor.
 Bağırsaktaki faydalı mikrop dengesi bozuluyor bunu yerine hastalık yapan bakteri, mantar ve parazitlerin ürüyor. Toksinler ve hastalık yapan mikrorganizmalardan çıkan metabolitler bağırsak borusunda yaygın bir iltihaba yol açıyor. Bağırsak hücrelerini geçirgenliği artarak normalde kana geçmeyen toksinler kana geçiyor. Diğer taraftan bağırsak hücrelerininin fonksiyonu bozulduğundan taşınması taşıyıcı proteinlere bağlı vitamin, mineral ve diğer besi maddeleri yeteri kadar kana geçemiyor. Bunun sonucunda çok sayıda vitamin, mineral ve diğer besi maddesi eksikliği gelişiyor..
 Yağların sindiriminin azalması yağ ve yağda eriyen vitamin ve besi maddelerinin (A,D, E, K vitaminleri, likopen) kana geçmesini azaltıyor.
Bağışıklık cevabının ve enflamasyonun (iltihabın) artması, enzimatik reaksiyonların yavaşlaması, alerjik reaksiyonlar, hormonal yetersizlikler, sinir ileticileri fonksiyonlarının bozulması ve toksinlerin beyin ve diğer organlar üzerine olan direkt etkileri yaygın gelişimsel bozukluğuna yol açıyor.
Barsak sisteminde bir bozukluk an neden midir?
Son yapılan araştırmalar otizmin, sindirim sisteminde başlayan, sonuçlarını beyinde gösteren bir hastalık tablosu olduğunu ortaya koydu. Nitekim otistik çocukların %76 ile %100’ünde mide-bağırsak problemi var (7). Bu problemler karın ağrısı, geceleri uyanma, karın üzerine yatma, kronik ishal, kabızlık, ağız kokusu, gaz çıkarma ve geğirme şikayetleri ile karşımıza çıkar. Dışkı çoğu kez pis kokulu olup, sindirilmemiş yiyecek parçaları ve yağ içerebilir. Otistik çocukların geçmişe yönelik dikkatli bir sorgulaması yapıldığında hastalık tablosunun gaz sancıları ve sık sık geceleri uyanma gibi mide-bağırsak şikayetleri ile başladığı ortaya konulabilir .
Son yıllarda yapılan araştırma ve uygulamalar, otizmin gizlerini hızla çözmeye başladı. Çok sayıda araştırma otistik çocuklarda beyin kan akımında azalma, sinir sistemi iltihabı (nöroenflamasyon), bağışıklık yetersizliği, okidatif stres, mitokondri fonksiyon bozukluğu, sinir-ileticisi (nörotransmitter) bozuklukları, toksin temizleme sorunları ve bağırsak florası bozukluklarının varlığını gösterdi.
Biyomedikal tedavinin olmazsa olmaz basamakları
Biyomedikal tedavinin çeşitli basamakları var;
• Doğal yiyeceklerden oluşan bir beslenme biçimi
• Glütensiz ve kazeinsiz diyet
• Vitamin, mineral ve amino asit eksikliklerinin giderilmesi
• Bağırsak florasının düzeltilmesi
• Sindirim enzimlerinin takviyesi
• Katkısız, doğal yiyeceklerin yenmesi
• Yaygın iltihabın ve serbest radikallerin azaltılması
• Ağır metallerin temizlenmesi
• Hiperbarik oksijen tedavisi (HBOT)
• İlaçlar
• Eğitim
Otizmi önlemek için doğum öncesinde ne yapmak gerekir?
* Katkı maddeli, paketlenmiş, işlenmiş, unlu ve şekerli gıdalardan kaçınmalı.
* Bol sebze ve az şekerli meyve yemeli, yeterli omega 3 kaynağı tüketmeli.
D vitamini eksikliği giderilmeli.
* Tatlandırıcı içeren veya “light” diye sunulan yiyecekleri kesinlikle tüketmemeli.
* Kefir, yoğurt, turşu, sirke ve
boza gibi probiyotiklerce zengin gıdalarla beslenmeli.
* Ekşimeyen yoğurtlardan, kaymak bağlamayan sütlerden, ayçiçeği,
mısır, soya, pamuk yağı ve margarin yağından uzak durmalı.
* Cıva ve diğer ağır metalleri içeren balık ve deniz ürünleri yememeli (hamsi ve sardalya gibi küçük balıklar daha az ağır metal içerir). Gebelik sırasında cıva içeren aşılar yaptırmamalı. Varsa, cıva içeren amalgam dolgu maddesini dişlerinden çıkartmalı.
Çocuğunuzu büyürken izlemeyi ihmal etmeyin
Eğer aşağıdaki sorulara cevabınız hayırsa en kısa zamanda bir doktora danışın.
* 12 ay sonunda: Annesine veya bakıcısına gülücük atıyor mu? Yabancılardan korkuyor mu? Gözüyle nesnelerin hareketlerini izliyor mu? Sesin geldiği yöne doğru bakıyor mu?
* 18 ay sonunda: Yardımsız yürüyebiliyor mu? Konuşabiliyor ya da birkaç kısa cümle kurabiliyor mu? Ağrıya tepki veriyor mu?
* 24 ay sonunda: Basit talimatları dinliyor ve uyguluyor mu? Diğer çocuklarla oynuyor mu? Çocuklar gruplaştığında aralarına katılıyor mu?
* 36 ay sonunda: Bütün cümle ve talimatları anlayıp uygulayabiliyor mu? Nesnelerin şekil ve renklerini ayırabiliyor mu? Koşabiliyor, topa vurabiliyor mu?
Otizmli çocukların beslenmesinde dikkat edilecek noktalar:
·        Etler yağsız olmayacak.Kırmızı , doğal  et yenecek.
·        Salam , sosis, sucuk gibi fazla işleme tabi tutulmuş gıdalar yasak.
·        Sakatat, karaciğer, kelle  paça  gibi yiyecekler serbest
·        Doğal  köy tavuğu eti yenecek.
·        Deniz ürünlerinden uzak kalmaya çalışın. Deniz börülcesi, deniz yosunları  serbest.
·        Köy yumurtaları tercih edilecek.(Haşlama,yağlı)
·        Günlük  1 adet  omega 3 alınmalıdır.
·        Isırgan otu, ebegümeci yenilmelidir.
·        Kızartma yenilmemeli, haşlama tercih edilmelidir.
·        Soğan ve sarımsak tüketilecek.
·        Az tuzlu yeşil zeytin, doğal sızma zeytinyağı tercih edilmelidir.
·        Keçi sütü-peyniri-loru yenilmelidir.
·        Ceviz, fındık, fıstık, badem gibi gıdaları çiğ ve tuzsuz tüketiniz.
·        Keten tohumu, taze çekilmiş olarak yoğurdun veya salatanın üzerine 1 yemek kaşığı  günlük olarak tüketiniz.
·        Çay , yeşil çay, bitki çayları tüketiniz.
·        Az tuzlu pancar turşusu yenilmelidir.
·        Baharat : Kekik, nane tüketiniz.
·        Probiyotik yoğurt, kefir ,elma sirkesi tüketilmelidir.
·        Doğal bal 1-2 tatlı kaşığı yenmelidir.
·        Tatlandırıcılardan kaçınılmalıdır.
·        Meşrubatlardan uzak kalınmalıdır.
·        Alkali su tüketilmelidir.(1 litre suya 1 çay kaşığı elma sirkesi, yarım limon suyu ilave edin.)
·        Teflon ve alüminyum kaplar kesinlikle kullanılmamalıdır. Toprak kaplar veya cam kaplar kullanılmalıdır.
·        Florürlü diş macunları kullanmayın. Amalgam  dolgu yaptırmayın.
·        Günde yarım saat yürüyüş yapınız.
·        Siyah üzüm, vişne kurusu, kayısı kurusu, karadut kurusu gibi kuru meyveler tüketilmelidir.